Modernite ve Simbiyotik İlişkiler
ℹ️Yazıda dipnot sayılarının üzerine tıklarsanız açıklamaları okuyabilirsiniz.ℹ️
Telefon rehberinizi en son ne zaman açtınız? Bir düşünün: Rehberinizde kayıtlı isimler "etiket" mi, yoksa o kişilerle kurduğunuz ilişkinin doğasını ele veren birer "yansıma" mı?
Derslerde yer yer "simbiyotik" kavramını kullanırım. Esasen biyolojiden neşet eden ve teorik kalan bu kavram, insani ilişkilere uyarlandığında sosyal ilişkilerin pragmatik doğasını aşikar eden hoş bir metafora dönüşür.
Geçenlerde öğrencilerden biri bana "Hocam, 'simbiyotik ilişki' tam olarak nedir?" diye sordu.
Ona, birkaç gün önce tebessüm ederek izlediğim bir videodan öğrendiğim, bu topraklardan bir örnekle yanıt verdim: "Adam telefon rehberine eşini 'EV' diye kaydetmiş, kadın da adamı 'MARKET' olarak..."
Sınıfı gülümsemeli bir sessizlik sardı. Aslında herkes aynı şeyi anlamıştı: Bu sadece yüz güldüren değil, aynı zamanda acı acı gülümseten bir gerçekliğe de işaret ediyordu.
Biyoloji Ne Diyor Peki?
Farklı türlerin birlikte yaşadığı yakın ilişkileri ifade eden "simbiyoz" kavramındaki "birliktelik" her zaman eşit şartlarda gerçekleşmez. Burada aslında iki ana senaryo görülür:
1. Mutualizm (+/+): Her iki tarafın da net fayda sağladığı, klasik "win-win" veya "kazan-kazan" durumudur. Arılar çiçeğin polenini alır, çiçekler de polen vermeye devam eder; ikisinin de işi görülmektedir. Alın size natürel romantizm...
2. Parazitizm (+/-): Bir taraf (parazit), diğerinin zararına olacak şekilde fayda sağlar (natürel sömürü), başka bir ifadeyle parazit güçlenirken diğeri güçsüzleşir. Buna da natürel emperyalizm veya natürel kapitallizm diyelim...
Unutmadan, bir de kommensalizm (+/0) var. Bir taraf fayda görürken diğeri ne kâr ne zarar eder. Gerçi insan ilişkilerini düşününce bunun pratikte imkansız olduğunu söylemek hatalı olmaz sanırım. Çünkü insanlar, ilgisizliği kaldıramazlar. Hatta; biz "ne kâr ne zarar" durumunu bile zarar sayarız!
Dönelim telefon rehberindeki "EV" ve "MARKET"e.
Optimistik Okuma: Mutualizm
Bu mutualistik ilişkide son derece işlevsel bir ortaklık görürüz. "EV", başın sokulacağı bir sığınağı, ait olmayı, duygusal çıpalama noktasını temsil eder. Tempolu ve yıpratıcı iş hayatında bir tür nefes alma alanı, yorgunluğun atılacağı bir tür güvenli liman. "MARKET" ise tedariği, dışarıyla mücadeleyi, "EV"in yaşayabilmesi için ihtiyaç duyulan kaynakları temsil eder.
Biri olmadan diğerinin ayakta kalması zordur. Bu ilişki, kaotik modern yaşamda hayatta kalmayı sağlayan efektif bir "ortaklık"tır. İki taraf da misyonunu bilir, rolünü oynar, sistem tıkır tıkır işler. Bu denge kağıt üzerinde kusursuz gibi görünür.
Bu cümlede olduğu üzere hemen her durum için muhakkak bir "ama" vardır... Kusursuz gibi görünen bu denge kurulurken acaba yitirilen bir şeyler var mıdır?
Pesimistik Okuma: Parazitizm
Sizce, bu "efektif ortaklıkta" görülen kusursuz denge bir gün bozulur mu? Şayet "EV", sadece "MARKET"in kaynaklarını tüketen, karşılığında duygusal veya manevi hiçbir şey sunmayan bir kara delik haline gelirse... Ya da "MARKET", sunduğu mali gücü bir tahakküm ve baskı aracına dönüştürerek "EV"in emeklerini görmezden gelir sömürürse...
İşte o zaman bu "ortaklık", tek yönlü bir sömürüye yani parazitizme dönüşür: Bir taraf yorulurken, diğeri tükenmekte ve yok olmaktadır.
Ambalajı Değiştirsek İçerik de Değişir mi?
Şüphe yok ki hayat her daim bu denli çıplak değil. Telefon rehberlerinde 'EV' yerine 'AŞKIM', 'MARKET' yerine 'HAYATIM' da yazılı olabilir... Kim bilir, belki de çoğu zaman zaten böyledir!
Ama asıl düşündürücü olan şey bence şu: Bu "romantik" sözcüklerin içinde ne var? Bunlar parlak bir "ambalaj" mı? İçindekiler aynı, sadece paketleme mi farklı?
Bauman'ın "Tüketici Hayat" ve "Bireyselleşmiş Toplum" kitaplarında vurguladığı, "akışkan modernite" kavramı sanırım tam da bu noktaya parmak basıyor. Ona göre modernite, sosyal ilişkileri başkalaştırarak bir tür "tüketim nesnesi"ne dönüştürdü; "sevmek" yönetilmesi gereken bir proje, bir yatırım hesabı olarak algılanır oldu. "Bu ilişkiye şu kadar yatırım yaptım, peki benim bundan ne çıkarım var?" sorusu, belki de sosyal (insani) ilişkilerin mezar taşına yazılması gereken en vurucu cümledir.
Modernite, mütemadiyen bize hemen her yerde (ev, okul, iş hayatında vb.) "verimlilik" ve "fayda-maliyet" gibi analizler yapmamızın zorunlu olduğunu pompaladı durdu. Ve yapılması zorunluymuş gibi hissettirilen bu kavramlar, hayatımızın en mahrem alanına çoktan sızmış durumda. EV; yemek, temizlik, konfor ve yuva sağlıyor. MARKET; alışveriş, giderler ve borçları ödemek için kaynak sağlıyor. Harika bir ekonomik ortaklık ve denge.
Peki; hiçbir excel tablosuna koyamadığımız, bütünüyle irrasyonel insani hallerimiz? Sabahın köründe çocuklarınızın saçlarını okşamak, onlara sarılmak, gereksiz görülen ama aslında her şey olan bir sürü küçük an... Bunlar nereye gitti?
İşin içinde her zaman umut vardır. Bu durumu fark edip, sorgulayıp, üzerine düşünüp "EV/MARKET" örneğine tebessüm edebilmek bile başlı başına bence bir tür direniştir. Çünkü gülmek, robotik kalıpları kıran, bizi diri tutan bize dair bir reflekstir.
Belki de telefon rehberimizdeki o etiketler, kendimize dair bize bir şeyler anlatıyordur. Modernite bizi "çıkarcılık kafesi"nde yaşamaya alıştırıyor olabilir ama şunu bilmeliyiz ki her insani farkındalık bizi o kafesten uzaklaştırır.
Belki bir gün birisi telefon rehberine baktığında, gördüğü kişiyi yalnızca yalın bir "işlev" olarak değil, anlaşılmazlıkları, çelişkileri, saçmalıkları ve güzelliğiyle bir "insan" olarak görecek. İşte o gün, belki MARKET yerine gerçekten HAYATIM yazacak ve altından başka bir anlam çıkmayacak.
Not: Bu yazıyı okuduktan sonra telefon rehberinizi kontrol etme isteği duyduysanız, zaten bir şeylerin farkındasınız demektir. Tebrikler, sisteme karşı ilk adımı attınız.