Sosyal Bilim Dilenciliği
ℹ️Yazıda dipnot sayılarının üzerine tıklarsanız açıklamaları okuyabilirsiniz.ℹ️
Akademiye başlarken zihnimde çalan, o güzel tınıları çıkaran kemanlar şuan suspus. Artık duyduğum tek ses, gönderdiğim iletilerin boşlukta yankılanan sessizliği. Eskiden akademiyi, dayanışmanın had safhada olduğu, bilginin kutsal bir imeceyle çoğaldığı dev bir orkestra zannederdim. Oysa doktora araştırmamın en kırılgan döneminde, veri toplama sürecinde anladım ki; o dev orkestra harabelerden ibaretmiş ve ben o harabenin ortasında, elimde bir çevrimiçi veri toplama linkiyle yapayalnız kalmışım.
"Seve Seve"nin Yarattığı Hayal Kırıklığı
İnsanın canını en çok ne acıtıyor biliyor musunuz? Açıkça "hayır" denmesi değil. Yüzünüze gülümseyerek söylenen o "seve seve hocam", "tabii ki ne demek", "başım üstüne" cümlelerinin arkasındaki riyakarlık.
Öğretim görevlisi olarak görev yaptığım MYO'da, derslerde gözümün içine bakan, benden not isteyen ve anlayış bekleyen 60'a yakın pırıl pırıl öğrencilerim ve belki bir o kadar da mezun var... İyi kötü iletişim halinde olduğumuz, "akademik çalışma" ve "bilim" dendiğinde adlarını gururlanarak zikrettiğim saygıdeğer Hocalarım... Turizm sektöründen mesai arkadaşlarım ve daha birçok tanıdık... Doğrusunu söylemek gerekirse çevrimiçi veri toplama linkini gönderdiğimde ilk başta umutlanmıştım ve "yalnız değilmişim" demiştim.
Gel gör ki bu büyük bir yanılgıymış. Meğer o "seve seve"ler, bir anlık kurtulma refleksiyle o anı geçiştirme biletiymiş.
Sonra gerçekle, yani dijital çağın yüzümüze çarptığı en modern kapı olan "Görüldü" bildirimiyle baş başa kaldım. Telefonun ekranına bakıyorum; iletiler okunmuş. İletiyi gören karşı taraf orada, biliyorum, ama cevap yok. Bir nevi "Senin emeğin benim gözümde 5 para etmez, doktora çalışman için benim değerli 5 dakikamdan feragat edemem!" sözünü haykırırcasına derin, buz gibi bir sessizlik.
Beni reddetmiyorlar bile, yok sayıyorlar! Bir insanın varlığını, emeğini, ricasını askıda bırakmak... Bu, "hayır" demekten çok daha onur kırıcı.
Okulda Hoca, Veri Toplarken Dilenci
En ağırıma gideni itiraf edeyim: Kendimi bir dilenci gibi hissediyorum.
Defalarca başkalarının çalışmalarına elimden geldiğince bilgim dahilince destek vermeye çalıştım, benimle ilgili olanları "sıkılacağımı bilsem ve doldurmak istemesem bile" ilk fırsatta doldurdum. Çünkü bu bir ekosistem, birbirimize muhtacız sanıyordum. Ne kadar da safmışım.
Şimdi çevrimiçi veri toplama linkini atarken "acaba yine mi cevapsız kalacak" endişesiyle inanın parmaklarım titriyor. "İşim gücüm yok senin çalışmanla mı uğraşacağım!" derler mi tedirginliğiyle, o "gönder" tuşuna basmak zulüm geliyor. Akademik bir çalışma için insan yalvarır mı? Yalvarıyormuş...
Gördüm ki kulağa hoş gelen "dayanışma" kavramı, bütünüyle çıkar kalesinin içine hapsolmuş. Menfaat bittiğinde, o muteber "akademisyenler", o vefalı "öğrenciler" ve "tanıdıklar" buharlaşıp uçuyormuş. Adını vermek istemediğim ama kendisine değer verdiğim birinin bu durum için söylediği güzel bir söz var: "İnsanlar, köprüyü geçtikten sonra ardına dönüp köprüde kendisinden başka kimse kaldı mı diye bakmaz...". İşte ben ardına dönüp bakıldığında görülecek köprüdeki kişiyim...[dn]Bu arada bu tür çalışmalara katılım göstermek istemeyenlerin halini (katılmak ismeme gerekçelerini) anlamadığımı sanmayın. Onlar da hemen her yerden kendilerine yağmur gibi gelen anketleri doldurmaktan bıkmış durumdalar. Çağrı merkezi ile yapılan görüşme sonunda anket; internet alışverişinin sonunda anket; sokakta yürürken karşısına çıkan anket; e-postalardaki ilgisiz konularda anket; anket, anket, anket... Bıkmamak elde değil...[/dn]
Gönüllülüğün İflası
Bazen şeytan dürtüyor; öğrencilerime "anketi doldurana sınavlarda +10 puan vereceğim" diye vaatte bulunsam...
Her şeyin bir pazarlığa, bir alışverişe döndüğü bu yerde, bilimin ne değeri kalır? Sadece ödül için, "ite kalka" toplanan verinin ne hükmü var? Biz neyi arıyoruz, yoksa birbirimizi mi kandırıyoruz?
Ben "dilenerek" veri toplamaya devam ediyorum. Neden bilmiyorum ama bunu yaparken sanki ahlaksızlık yapıyormuşum gibi hissediyorum. Bu hisle utana sıkıla, bir dilenci gibi yalvarırcasına, hâlâ birilerine çalışmaya katılım göstermeleri için "uygun olduğunuzda..." içerikli mesajlar atıyorum, kimini arıyorum. Ama içimdeki o heyecan öldü. "Akademik dayanışma" lafını duyunca yüzümde tebessüm belirmesi gerekirken nedensizce yüzümü ekşitiyorum.
Olur da ben de köprüyü geçersem, umarım bu bıkkınlar ordusunun sessiz neferlerinden biri olmam... Ama bu çirkin, bozuk çarkın döndüğü, bütünüyle çıkar odaklı, simbiyotik ilişkilerin bariz baskın olduğu sistemde ne kadar direnebilirim bilmiyorum. Neticede ben de salkım içindeki üzüm tanelerinden biriyim; kararır mıyım yoksa biri koparır beni mi yer, şarap ya da sirke mi yapar bilemiyorum...
Eğer bu satırları okuyup, vicdanınızın bir köşesinde küçük bir sızı hissettiyseniz ve "ben gönüllü katkı veririm" diyorsanız; bu "sosyal bilim dilencisini" ihya etmiş olursunuz. Ve umarım siz benim yaşadıklarımı yaşamazsınız...
Çalışmama destek olmak isteyenler: https://forms.office.com/r/uHXdUBydyc