Zâviyeler
ℹ️Yazıda dipnot sayılarının üzerine tıklarsanız açıklamaları okuyabilirsiniz.ℹ️
Atıf için: Uzun, S. (2022). Zâviyeler. İçinde Ö. Zorlu, A. Acun Köksalanlar, & H. Akyurt Kurnaz (Ed.), Turist Rehberleri ve Rehber Adayları için Anadolu’da Türk İslam Dönemi Mimari Yapılar (ss. 437–462). Çanakkale: Paradigma Akademi.
1. ZÂVİYE KAVRAMI[dn]Uzun, S. (2022). Zâviyeler. İçinde Ö. Zorlu, A. Acun Köksalanlar, & H. Akyurt Kurnaz (Ed.), Turist Rehberleri ve Rehber Adayları için Anadolu’da Türk İslam Dönemi Mimari Yapılar (ss. 437–462). Çanakkale: Paradigma Akademi.[/dn]
İslami düşüncenin (tasavvuf) mimariye yansıması olarak ifade edilebilecek zâviyelerin İslam mimarisindeki ve daha özelde Anadolu’daki gelişimini anlayabilmek için öncelikle sözlük anlamına, akabinde mimari açıdan tanımlamalarına ve zâviyelerin oluşumunu daha iyi anlayabilmek için tarihi arka planına bakılmasında yarar var. Bu kapsamda öncelikle zâviye ve zâviye ile eş anlamlı kullanılan diğer kavramlar ele alınmıştır.
Yapılan incelemede kaynaklarda genel hatlarıyla zâviye[dn]Wolper zaviye için İngilizce’de “dervish lodge”ifadesini tercih etmiştir. (Wolper, 2003: 4)[/dn] ile benzer nitelikler taşıyan eş veya yakın anlamlı (tekke, dergâh, hankâh, tabhane; düveyre, savmaa, buk’a, ribat, medrese) sözcüklerin kullanıldığı; diğer yandan bu yapılar arasında benzerliklerin ve farklılıkların bulunduğu anlaşılmaktadır (Acar, 2013). Anadolu dışındaki İslam ülkelerinde (Mısır, Suriye, Irak, İran vb.) tasavvufla bağlantılı yapılar için 11. yy. – 14. yy. diliminde ağırlıkla zâviye sözcüğü kullanılmış; Anadolu’da ise Osmanlı dönemine kadar zâviye, hanikâh ve nadiren de olsa ribat sözcüğü tercih edilmiş ancak Osmanlı dönemi ile birlikte ribat rdeyse hiç kullanılmamış, zâviye ile birlikte imaret, tekke, âsitâne, dergah gibi sözcükler tercih edilmiştir (Ocak, 1978: 249). Bu kapsamda; zâviye ile birlikte çok farklı sözcüklerin kullanılması nedeniyle oluşabilecek kavram karışıklığını azaltabilmek amacıyla; sıklıkla kullanılan ve öne çıkan tanımlamaları içeren Tablo 1 hazırlanmıştır.[dn]Tablo 1’de yer alan tanımlamalardan bir kısmı sadeleştirilerek günümüz diline uyarlanmıştır.[/dn]
Tablo 1’deki tanımlamalara göre; birçok çalışma zâviyeyi tekke, dergâh, hankâh, imaret gibi benzer yapılarla karşılaştırırken özellikle büyüklükleri ve tarikatlar ile ilişkilerini temel almışlardır. Buna ek olarak, literatürde birliktelik bulunmadığından dolayı, mimarlık tarihi ve sanat tarihi araştırmalarında planına, işlevine ve inşa edildiği şehre göre bu yapılar farklı (┴ ters t planlı, kanatlı, çapraz mihverli, eyvanlı, yan mekânlı; imaret, fütuvvet, zâviye-cami, zâviyeli, çok-işlevli cami, Bursa tipi cami vb.) adlandırılmış olabilir (Altınsapan, 2004: 15 ; Kara, 2008: 108). Bu çalışmanın ileri bölümlerinde detaylarına değinilecek olan zâviye sözcüğü ile mimari açıdan anlatılmak istenen ters T (┴) planlı yapılardır.
Tablo 1’deki tanımlamaların ışığında kapsamlı ve derleme niteliğinde bir tanımlama yapılacak olursa zâviyeler; genellikle merkezi noktalardan uzak ve tenha yerlerde tekkelere kıyasla küçük ölçülerde inşa edilen, tasavvuf veya tarikat ehli dervişlerin geçici süreyle (~1 ila 3 gün) barındıkları, ilgili tasavvuf veya tarikata ait ritüellerin bir şeyh idaresinde icra edildiği, 16. yy. itibariyle temel işlevlerini yitirerek cami özelliği öne çıkan çok işlevli yapılardır.
Toplumsal değişimler, teknolojinin ve kullanılan malzemelerin gelişmesi, ekonomik durum gibi birçok hususun mimari yapıları zaman içerisinde geliştirdiği ve/veya değiştirdiği hesaba katılırsa zâviyelerde de benzer bir sürecin yaşandığı söylenebilir. Bu bağlamda zâviyelere öncülük eden ilk örneklerin (en azından) hangileri olduğunu bilmek zâviyeler açısından bu gelişim ve/veya değişim sürecinin kolay kavranmasını sağlayacaktır.
Zaviyelere öncülük eden yapıları, zaviyelerin ortaya çıkmasına neden olan yapıları ve zaviyelerin genel özelliklerini sıralamak gerekirse (Eyice, 1963; Savaş, 1999; Acun, 2019):
a. İlk Örnekler (Öncü Yapılar): Konya Sahip Ata Hankâhı, Çorum Mecitözü Elvan Çelebi Zaviyesi, Kırşehir Ahi Evran Zaviyesi, Tokat Niksar Çöreğibüyük Tekkesi, Manisa İshak Çelebi Mevlevihanesi ve Eskişehir Seyyid Battal Gazi Tekkesi
b. Ortaya Çıkmasını Sağlayan Yapılar: Dört (4) eyvanlı ve avlulu Orta Asya karakterli sivil yapılar. Dört (4) eyvanlı Selçuklu medreseleri. Medrese + cami işlevli bütünleşik yapılar. Kapalı Yunan haçı planlı Bizans kiliseleri.
c. Genel Özellikler: Ücretsiz konaklama hizmeti ve tarikat ehli dervişlere barınma olanağı sunar. İhtiyaç sahiplerinin yeme-içme ve giyim ihtiyaçları karşılanır. Şehirlerde mahalle oluşumunu destekler. Ücra noktalarda okuma-yazma bilmeyenlere din ve sanat öğretilir. Tenha noktalarda ve dar geçitlerde yol güvenliği işlevi görür. Hasımların dini ve sanatı öğrenilerek bir tür beşinci kol faaliyeti[dn]Anadolu üzerinden Balkanlar’a ulaşabilen İran’daki Safevi casuslarının Safevi taraftarı zâviyeleri merkez edinmeleri, beşinci kol faaliyetlerine örnek olarak verilebilir (Savaş, 1999: 76). İspanya İç Savaşı (1936-1939) ile ortaya çıkan “beşinci kol faaliyeti” (fifth column activity) kavramı, düşmanı casusluk veya sabotaj ile gizlice desteklemeyi veya savaş beklentisiyle halkın korkularını suistimal etmeyi ve söylentiler yaymayı ifade eder (Erişim: 01.09.2022 - britannica.com/topic/fifth-column - https://encyclopedia.densho.org/Fifth_column).[/dn] yürütülür.
| Tablo 1: Zaviye Tanımları[dn]Tablo 1’deki tanımlamalarda sözcüklerin kökenlerine yönelik farklılıklar göze çarpmaktadır. Örneğin Hasol, tekke ve hankâh sözcüğünün Arapça kökenli olduğunu belirtirken, Gölpınarlı Farsça kökenli demektedir.[/dn] |
|---|
↘ Gezginlere misafirperverliğin sunulduğu, göç eden dervişlerin özel bir rahatlık bulduğu Ahi teşkilatına ait akşam buluşma yerlerine zâviye denir
(Goodwin, 1971: 16). ↘ Bir tarikat ehli dervişlerin şeyhleri yönetiminde birlikte yaşadıkları, âyende (gelene) ve revendeye (gidene) ücretsiz yeme-içme konaklama olanağı sağlayan, yerleşim yerlerinde veya yol üzerindeki yapı veya yapılar topluluğuna zâviye denir
(Ocak & Faroqi, 1986: 468). ↘ Zâviyeler, İslam düşünce dünyasının (tasavvuf) gönüllü üyelerinin, sosyal ve dinî hizmet sundukları yerlerdir
(Savaş, 1999: 72). ↘ Köşe, bucak, açı gibi anlamlar taşıyan zâviye, mimari açıdan bir zahidin ibadetle meşgul olmak üzere çekildiği tenha mekâna (hane veya kulübe) denir. Zaviye yerine küçük tekke veya hankâh sözcükleri de kullanılabilir; zâviyede oturana ise zâviye-nişîn denir (Yavuzarslan, 2010: 1354). ↘ Arapça’da bucak anlamına gelen zâviye yolculuk halindeki dervişlerin geçici süreyle (birkaç gün) konuk edildiği küçük tekkelerdir. Dayanmak, dayanılan yer anlamlarına gelen Farsça kökenli tekke (aslı tekye[dn]Tekkenin tekyegâh olarak da adlandırıldığını ifade eden yazar, “derviş dervişi tekkede, hacı hacıyı Mekke’de bulur” ata sözüne atıfta bulunarak tekke, dergâh, hankâh ve zaviye kavramları arasında ilişki kurmaya çalışmıştır. Tekkeler hakkında daha detaylı bilgi için bkz.: (M. B. Tanman, 1988, 2002, 2013, 2015; M. N. Tanman & Parlak, 2011)[/dn]) ise, tasavvuf ehlinin (dervişlerin) toplanıp zikrettikleri, törelerini yerine getirdikleri yapı ve müştemilatıdır. Eğer tekke bir tarikata mahsus ise ve o tekkede ilgili tarikatın büyüklerinden biri defnedilmişse bu yere Farsça kökenli hânkaah[dn]Hankâhlar hakkında daha detaylı bilgi için bkz.: Tanman, 1997; Kuran, 2012: 78-80; Eyice, 1971[/dn] denir. (Gölpınarlı, 1985: 17). ↘ Tekkelerden farklı olarak zâviye dervişlerin ikamet etmediği, köşe, açı, küçük tekke gibi anlamlara; tekke, tarikat adamlarının toplanıp ayin yaptıkları ve çoğunun sürekli ikamet ettikleri yer anlamına; hankâh (veya hanekah) gezginlerin ve yoksul yolcuların barındıkları, misafirhane niteliğindeki tekke anlamına; imaret ise, yoksullara (eskiden yoksullarla birlikte medrese öğrencilerine ve kalenderhanede kalanlara) yemek dağıtmak üzere kurulmuş hayır evi, aşhane anlamına gelmektedir[dn]Mimari yapı anlamındaki Arapça el-imaret sözünden gelen imaret sözcüğünün geçmişte çok farklı (cami, medrese, hastane, aşhane, hankâh, türbe, kale vb.) mimariler için de kullanıldığını belirten yazar imaret sözcüğünün bir yazıtta yer almasının o yerin sadece aşhane olduğu anlamına gelmediğini (Sivas Darüşşifası yazıtında yer alan imareti örnek göstererek) aktarmaktadır.[/dn] (Hasol, 1979: 215, 238, 493, 550). ↘ Külliye niteliği taşıyan tekkenin küçüğü olarak ifade edilebilen ve genellikle tek bir yapı olarak görülen zâviyelerde dervişler sürekli değil geçici ikamet ederler. Zaviyeli cami ise; erken dönem Osmanlı mimarisinde ortaya çıkan, iki yandan kapalı hacimlerle (zâviyelerle) kuşatılmış uzunlamasına bir orta mekândan oluşan,
┴
(ters T) planlı, fütüvvet camisi veya çok işlevli camiler de denen yapılardır. Tabhane[dn]Tabhane için Neftçi şu detayları aktarmaktadır: Ücretsiz şekilde, yoksul gezginlerin, kimsesizlerin ve yoksulların 3 güne kadar barınmalarına imkân tanıyan, yandaki veya yakınındaki imaretten yemek yedikleri mekanlardır (Neftçi, 2006:35). Eyice de benzer şekilde ama daha kısa bir tanımlama yaparak yapıların her iki yanında yer alan kanat şeklindeki odalara tabhane dendiğini, tabhanenin yapıların esas işlevini ortaya çıkarmada yetersiz olduğunu bu nedenle zaviye yerine kullanılmasının yanıltıcı olabileceğini belirtmektedir (Eyice, 1963: 32).[/dn] ise erken dönem Osmanlı mimarisinde çok işlevli camilerin iki yanında bulunan, tam olarak işlevi bilinmeyen (bazen misafirhane bazen toplantı salonu amaçlı kullanılan), Ahilik etkileşimi ile oluştuğu düşünülen, 16. yy. ortalarında ortadan kalkıp cami işlevi kazanan yerlerdir (Sözen & Tanyeli, 2007: 228, 260). ↘ Şehir ve kasabaların genellikle ücra yerlerindeki (tekkenin küçüğü olarak zikredilen) zâviye (çoğulu zevaya); hücre, küçük oda, mecazen dünya ve âlem için de kullanılır. Farsça dayanma, dayanacak yer anlamına gelen tekyeden (çoğulu tekâya) bozma tekke, tarikat mensuplarının ikamet ettikleri, âyin yaptıkları özel yer için kullanılır; ayrıca küçük farklılıklarla zâviye, hankâh, dergâh ve âsitâne de tekke anlamına gelmektedir[dn]Pakalın ayrıca; Mevlevi Şeyhi Hüseyin Azmi Efendi’nin (ö.1892) “Nuhbet el-Âdab” adlı eserinde; ilim ve fen öğrenip dünya ile ilişkisini koparanlar ve maneviyata (ruhsal gelişime) yönelenler için tekkelerin inşa edildiğini, bu nedenle öğrenim görmeyenlerin medreseye yönlendirilmeleri veya tekkede eğitim-öğretim verebilecek kişilerce okutulmaları gerektiğine dair ifadelerin yer aldığını bildirmektedir.[/dn] (Pakalın, 1993: 445, 648). ↘ Zaviyeler, belirli bir tasavvuf düşüncesinin paylaşıldığı, dini bir otoritenin (şeyh) başkanlığında bu düşünceyi uygulayanların birlikte yaşadıkları müesseseler
(Ocak, 1978: 247). ↘ Kentlerde inşa edilen medreselerin aksine zâviyeler ilk başta kent yapıları şeklinde değil, kent dışında veya köylerde Türkmen babalarının kurdukları basit yapılar ve bu yapıların ekleridir; ayrıca bir yapıya zâviye denmesi için bir yapı tipolojisine dahil edilmesi şart değildir[dn]Kapalı avlulu bir medrese planına sahip Afyonkarahisar Boyalıköy Hankâhı örnek verilebilir.[/dn], amacına uygun kullanılması kafidir
(Kuban, 2008: 219, 221).
|
2. ZAVİYELERİN KISA TARİHÇESİ
8. yy. sonu 9. yy. başından itibaren İslam dünyasında gelişmeye başlayan “tasavvuf” kavramı ve olgusu hem İslam düşünce dünyasını hem de İslam mimarisini etkileyen başat faktörlerden biridir. Tasavvuf bir yandan kendi düşünce sistematiğini oluştururken diğer yandan bu sistematiğin bir sonucu olarak mimaride de yansımaları olmuştur. Zaviye de bu yansımalardan biridir. Zaviyelerin ilk olarak ne zaman inşa edildiği konusunda kesin bir bilgi bulunmamakla birlikte; Filistin Remle'de Ebu Haşim Osman b. Şerik el-Kûfî es-Sûfi tarafından ilk tekkenin açıldığına dair bir rivayet bulunmaktadır (Pakalın, 1993: 445), ancak bu rivayetin gerçeği yansıtıp yansıtmadığı da tartışılmaktadır (Ocak, 1978: 247).
Anadolu dışındaki diğer Türk İslam devletleri ile de etkileşim halinde bulunan Türklerle Orta Asya’dan gelen akınlar ve Şamanizm; Anadolu’da ortaya çıkan dini hareketliliği ve Müslüman mistik tarikatları şekillendirmeye başlamıştır (Barkan, 1942: 281, 284). Orta Asya’dan Anadolu’ya büyük göç hareketlerinin yaşandığı dönemde bir nevi İslami misyoner sayılabilecek kolonizatör dervişler Anadolu’nun tenha yerlerinde zâviyeler (Türk manastırları) inşa etmişlerdir. Osmanlı Devleti’nin kuruluşunda ve özellikle ilk dönemlerinde dervişlerin söz sahibi oldukları zâviyelerin etkisi kendisini göstermiş, özellikle ilk sultanlar bazı dervişlerle yakından irtibat kurmuşlardır. Bu irtibatın ve Ahi teşkilatının varlığının bir neticesi olarak zâviyeler müesseseleşerek toplumun şekillenmesinde önemli rol oynamıştır (Barkan, 1942: 283, 284, 286; Aladağ, 2018; Erdoğru, 2000).
Sadece ticari bir teşkilat olduğu zannının ötesinde oldukça gelişmiş bir kuruluş olan Ahi teşkilatı Anadolu’da 13. yy . itibariyle kendini göstermeye başlamış, yürüttükleri faaliyetlerle Anadolu’nun Türk yurdu olmasında, iskân edilmemiş yerlerin mesken tutulmasında, tenha ve ücra yerlerde mahalle oluşumunda önemli roller üstlenmiştir. Üstlenilen rollerin hayata geçirilmesinde sıklıkla kullanılan mekanlar ise (dini, sosyal ve eğitim yönü olan bir tür dernek) zâviyeler olmuştur (Yiğit, 2013).
İslam öğretisiyle harmanlanan Türkmen geleneğinin bir ürünü sayılabilecek yarı mistik tarikatlar zâviyeleri kendilerine mesken edinmiş, Osmanlı öncesi Anadolu halkını hazırlayarak ilk Osmanlı Beyleri ile birlikte hareket etmişlerdir. Tüm bu gelişmeler yaşanırken 14. yy. itibariyle (özellikle medreselerin bulunmadığı veya henüz inşasının tamamlanmadığı yerlerde) zâviyelerin[dn]Zaviyelerin sayıca fazla olmasında farklı tarikatların mevcut olmasının etkisi çoktur. Ahi zaviyelerinin yanında, Anadolu’nun farklı yerlerinde Rifâî, Kâzerûni, İshâkî, Mevlevî, Bektâşî, Kadirî, Halvetî, Nakşibendi ve Bayrâmî zaviyeleri de bulunmaktaydı (Ocak, 1978: 261).[/dn] sayısında ciddi bir artış olduğu bilinmektedir. Zaviyelerin sayıca çok olduğunu ifade edenlerden biri de 14. yy.’da Anadolu’da seyahat eden ünlü seyyah İbn Battûta’dır. İbn Battûta, Anadolu’nun çoğu yerinde (içinde oldukça misafirperver kişilerin yer aldığı) Ahi zâviyelerinin bulunduğunu[dn]İbn Battûta, Amasya'da Seyyid Ahmet Kûçek'in, İzmir'de Rifai Şeyh Yakup’un, Bergama’da ise adını zikretmediği bir Rifâî zâviyesinde konakladığı bilinmektedir (Ocak, 1978: 260). Detaylı gözlem yaptığı anlaşılan Battûta zaviye-nişînların giysilerinde iki omuz arasına denk gelen kıvrık külahların (ki bu külah sonra yeniçeri üsküfü olacaktır) olduğunu da söyler (Gölpınarlı, 1985: 122).[/dn] belirtmiş olsa da Ahi zâviyelerinin günümüze gelebilmiş örneği yoktur (Kuban, 2008: 80-81; Ocak, 1978: 259-260).
Erken Osmanlı döneminde bolca inşa edilen, Horasan dervişleri ve Ahi teşkilatı ile ilişkilendirilen zâviyeler 16. yy.'da özellikle de Kanuni Sultan Süleyman döneminde önemini yitirerek işlevini kaybetmiştir. Zaviyelerin bütünüyle unutulmasının nedeni yine benzer tarihlerde (16. yy.) Ahilik teşkilatının özgün fütüvvet karakterini kaybedip bir tür zanaat veya esnaf teşkilatına dönüşmesidir (Eyice, 1963: 23, 26).
3. SOSYAL YAŞAMDA ZAVİYELER
Anadolu’da kimlik bulan Ahilik sisteminin olgunlaşmasında kökleri Ahmet Yesevi’ye ulaşan tasavvuf yapısının ve Anadolu’yu mesken tutan Horasan dervişlerinin Anadolu’ya taşıdığı Türkmen kültürünün etkisi büyüktür. Bu etkiyi özellikle kırsal ve ücra yerlerde ikamet eden okuma-yazma bilmeyen kişilere verilen eğitimden anlamak mümkündür. Zaviyeleri sadece Ahiliğe ait bir mimari yapı olarak değil aynı zamanda dini, sosyal, eğitim ve güvenlik yönü de olan kompleks bir müessese olarak düşünmek gerekir. Anadolu’da erken tarihli inşa edilen zâviyeler, kritik güzergahlarda, propaganda gayesinin de güdülebildiği, yolcuları belli süreliğine barındıran ve bu sürede onlara yeme-içme olanağı sunan, gayri-müslimlerle yapılan harplerde ribat işlevi de bulunan önemli yapılardır. Zaviyelerin ilk kurucuları ve yerli halkın Türkçe konuşmasını sağlamada da en büyük pay sahibi olan Türkmen dervişlerin dahil olduğu tarikat ehli (şeyh ve müritleri) bir araya geldiklerinde gereksinimlerini karşılayacak (depo, yatacak yer, ocak vb.) birimlere ihtiyaç duyulmuş ve ilk zâviyeler bu ihtiyaçları giderecek[dn]Akşamları Ahiler zaviyelerde toplandıkları zaman, yemek ve diğer masraflar, aralarında topladıkları paralarla karşılanıyordu (Çağatay, 1952: 70).[/dn] şekilde inşa edilmiş olabilir.
İlk zâviyeler inşa edildiğinde, bu yapıların yakınlarına yerleşen göçebe hayatına alışkın kişilere (yerleşik hayata alışmaları konusunda) yardım ediliyor, tarım ve zanaat ile iştigal etmeleri sağlanıyordu (Erdoğru, 2000: 47). Bu ortamda oluşan yaşam şeklinin zâviyelerin mimarisine de yansımış olması kuvvetle muhtemeldir. Her iki yapıda da eğitim verildiği ayrıca eğitimden sorumlu şeyhlerin veya ders verenlerin bu yapılarda ikamet ettikleri hesaba katılırsa zâviyelerin ve medreselerin ilk örneklerinin konut şeklinde olduğu varsayılabilir (Kuban, 2008: 219-220).
Dönemi itibariyle sosyal hayatı dil, din ve eğitim kapsamında önemli ölçüde etkileyen zâviyeler; Anadolu’nun Türkleşmesinde, kırsal ve ücra yerlerin mesken tutulmasında, Anadolu’ya göç edenlerin geçici olarak misafir edilmesiyle onlarla sıcak temasların kurulmasında, medreselerin inşa edilemediği yerlerde eğitimin sağlanmasında, Orta Asya’dan getirdiği Türk geleneği ile yeni bir sentez İslami düşünce sistematiğinin oluşmasında[dn]Şamanizm etkisiyle Anadolu’da özellikle kırsalda oluşan tarikatlardan bazılarında (günümüzde de görülebilen) abartılı ritüellerin icra edildiğine dair bilgiler mevcuttur. Ahmet Eflâkî (öl. 1360) tarafından kaleme alınan Menâkıb el-Ârifîn adlı eserde, Ahmet er-Rifâî'nin (öl. 1182) müritlerinin çoğunu yanına alarak Konya’ya geldiği, ateşte yürümek, kızgın demiri yalamak, yılan, akrep vb. zararlı hayvanları pişirmeden yemek gibi ilginç ritüellerin kadınlar tarafından izlendiği belirtilir.[/dn] büyük rol sahibidirler. Kısacası zâviyeler; bu mekanlarda yürütülen dini, ekonomik, akademik, sosyal ve kültürel faaliyetlerle Anadolu’yu her yönüyle etkileyen mimariden de öte çok işlevli kuruluşlardır (Savaş, 1999: 77).
4. MİMARİ AÇIDAN ZAVİYELER
Çalışmanın bu bölümüne kadar zâviyelerin tanımı, tarihsel gelişimi ve sosyal hayata yansımaları açıklanmaya çalışılmıştır. Bu bölümde ise ağırlıkla Osmanlı Dönemi yapıları olmak üzere zâviye mimarisi hakkında bilgi verilecektir.
Tüm birimlerden müteşekkil ancak henüz belli bir tipolojisi bulunmayan zâviyede; m escit, şeyhin odası, harem, derviş odaları, kütüphane, ahır, mutfak, avlu, mezarlık birimleri bulunurdu. İlk başlarda gönüldaşların biraraya geldiği mütevazi zâviyeler zamanla yaygınlaşıp farklı adlarla zikredilen çok işlevli bir yapıya dönüşmüştür (Kara, 2008: 108).
Daha önce de ifade edildiği üzere zâviyelerin yapısal gelişimi incelendiğinde özellikle erken Osmanlı dönemi itibariyle, küçük farklılıklar olmakla birlikte, ortak bir şemaya (┴) kavuştuğu söylenebilir. İlk zâviyelerde belli bir plan bütünlüğü gözlenmez, ancak birimleri ve birimlerin işlevleri dikkate alındığında zâviyelerde temel düzeyde belirgin bir eyvan, üzeri örtülü bir sofa ve bu birimlere açılan diğer birimlerin (örn. şeyh odası) bulunduğu anlaşılmaktadır (Kuban, 2008: 219-221).
Osmanlı Devleti’nin ilk dönemlerinde çok sayıda inşa edilmeye başlayan zâviyelerin her iki yanında bulunan tabhane adlı mekanlar, bu yapılarda öne çıkan, diğer dini yapılardan farklı olmalarını sağlayan, değişik amaçlarla kullanılan, zâviyelere birden fazla işlev kazandıran birimlerdir. Ana yapının her iki yanında bulunan tabhaneler ve mihrabın karşısına denk gelen son cemaat yerinin zâviyelere eklenmesi ile belirgin bir ters T (┴) plan şeması oluşmuştur.[dn]Şekil 1’deki şematik çizim dikkatlice incelendiğinde 2-3 numaralı birimlerle son cemaat yeri aksında 1-3-1 nolu birimlerin ters T (┴) şeması oluşturduğu anlaşılacaktır. Bu şema bir tür ters transept plan gibi değerlendirilebilir.[/dn]
Şekil 1: Erken Dönem Osmanlı Mimarisi Zaviyelerinin Genel Şeması[dn]Bazı yapılarda 4 ve 5 numaralı birimler bulunmayabileceği gibi, kubbe sayıları, birimlerin büyüklükleri ve örtü sisteminde de değişkenlikler görülebilir. Tablo 2’deki yapılara bakınız.[/dn]
Kaynak : Acun, 2019: 310 ve Acar, 2011: 36’dan uyarlanmıştır. | Şekil 1’deki 1 numaralı yerler zâviyenin her
iki yanındaki tabhanelerdir. 2-3 numaralı yerlerden daha alçak olabilen ve barınma
hücreleri işlevi gören tabhanelerde fırın, ocak, depolama nişleri (dolap)
bulunabilir. Minber ve mihrap barındıran 2 numaralı yer ibadetin yapıldığı esas
ibadet mekânı, 3 numaralı yer ise toplantının yapıldığı orta sofa birimidir. 2
numaralı birim, ortasında havuzu ve üzerinde aydınlık feneri bulunabilen 3
numaralı birimle genellikle aynı yüksekliğe sahip olup mihrap doğrultusunda sıralanırlar.
3 numaralı birimden 2 numaralı birime geçiş ise basamaklı yükseltilmiş zeminle,
yukarıdan ise geniş kemerlerle sağlanır. Zaviyelerin camiye evrilmesiyle 2-3
numaralı yerler arasındaki zemin farkı da kalkmıştır. |
👉Orta sofanın mevcudiyetine göre [orta sofası bulunmayanlara örnek olarak İstanbul Davutpaşa İmareti (1485), Tokat Hatuniye İmareti (1485), Amasya Mehmet Paşa İmareti (1486), Edirne II. Bayezid İmareti (1487-1488), Manisa Hatuniye Camii (1490-1491), Tekirdağ İnecik (Eğnecik) Hüseyin Cami (1498-1499), Bursa Yenişehir Bali Bey İmareti (15. yy. sonu), İstanbul II. Bayezid İmareti (16. yy. başı), İstanbul Karadavut Paşa Camii (1505-1506), Diyarbakır Fatih Paşa İmareti (1516-1520), Malatya Fethiye Uzun Hasan İmareti (1566), Trabzon Büyük İmaret (1505-1506) verilebilir];
👉Orta sofanın ve esas ibadet mekanının örtü ( tonoz-kubbe-yarım kubbe-tavan ) sistemine göre [örneğin, Edirne Yıldırım İmareti (14. yy. sonu) ile Tokat Horozlu İmareti’nin (15. yy. başı) orta sofaları kubbeyle, esas ibadet mekanları ise tonoz ile örtülüdür. İstanbul Rum Mehmet Paşa Cami (1474-1472), Edirne Beylerbeyi İmareti (1429), İzmir Tire Yahşi Bey İmareti (1441) ve Ankara Karacabey İmareti’nin (15. yy.) esas ibadet mekanları ise yarım kubbeyle örtülüdür.];
👉Orta sofa ile esas ibadet mekânının büyüklüğüne göre [örneğin, İstanbul Mahmut Paşa İmareti (1462-1463), İstanbul Murat Paşa İmareti (1471-1472), Amasya Hızır Paşa İmareti (15. yy.) ve Bilecik Orhan Gazi İmareti’nin (14. yy.) orta sofası ile esas ibadet mekânı eş büyüklüktedir. Esas ibadet mekânı orta sofadan büyük yapılara örnek olarak, Muğla Milas Firuz Bey İmareti (1396), Amasya Sofular İmareti (1485), Bursa İznik Yakup Çelebi Zaviyesi (1389) ve Bursa İnegöl İshak Paşa İmareti (1476) verilebilir. Orta sofası esas ibadet mekânından büyük yapılara örnek olarak ise Bursa Hüdavendigar İmareti (1385), Bursa İznik Nilüfer Hatun İmareti (1388), Amasya Yakup Paşa Zaviyesi (1413) ile Amasya Bayezid Paşa Zaviyesi (1414) verilebilir.].[dn]Tabhaneli yapılarda farklı plan tipolojilerine yönelik güncel çalışmalardan biri: Örs, 2019[/dn]
Tablo 2: Anadolu’da Öne Çıkan Yapılar
|
Zaviyenin
Bulunduğu Yer, Tarihi, Adı, Planı |
|||
Afyonkarahisar,
1472
Gedik
Ahmet Paşa Cami |
Amasya,
1414
Bayezid
Paşa Cami |
Amasya,
1465
Hızır
Paşa İmareti |
Amasya,
1413
Yakup
Paşa Tekkesi[dn]Bu yapı için Pir İlyas Zaviyesi de denmektedir. (Kuban, 2007: 95; Karaçağ, 2010)[/dn] |
|
Kaynak: Kuran, 1968: 144 |
Kaynak: Goodwin, 1971: 78 |
Kaynak: Acar,
2011: 456 |
Kaynak: Tanman, 2013: 286 |
Amasya,
1430
Yörgüç
Paşa Cami |
Balıkesir,
15.yy.
Yıldırım
İmareti |
Bilecik,
14. yy.
Orhan
Gazi İmareti |
Bursa,
14. yy.
Ali
Paşa Cami |
|
Kaynak: Acar, 2011: 369 |
Kaynak: Acar,
2011: 193 |
Kaynak: Aslanapa,
1965: 30 |
Kaynak: Ayverdi,
1966:
385 |
Bursa,
14. yy.
Ebu
(Baba) İshak Zaviyesi |
Bursa,
1385
Hüdavendigar
(I. Murad) Cami |
Bursa,
15. yy.
İnegöl
İshak Paşa Camii |
Bursa,
1388
İznik
Nilüfer Hatun İmareti |
|
Kaynak: Kuran, 1968: 81 |
Kaynak: Çetintaş, 1952: Levha 3 |
Kaynak: Karakaya ve Çobanoğlu, 2000: 542 |
Kaynak: Ülgen, n.d. |
Bursa,
1331
İznik
Orhan Gazi Camii/İmareti |
Bursa,
14. yy.
İznik
Yakup Çelebi Zaviyesi |
Bursa,
1426
Muradiye
Cami |
Bursa,
1339
Orhan
Gazi İmareti |
|
Kaynak: Aslanapa, 1965 : 31 |
Kaynak: Ayverdi,
1966:
329 |
Kaynak: Kafescioğlu, 2020: 294 |
Kaynak: Kuran, 1968: 98 |
Bursa,
14. yy.
Timurtaş
Paşa Zaviyesi |
Bursa,
14. yy.
Yenişehir
Postinpuş Baba (Seyyid Mehmed) Zaviyesi[dn]Postinpuş Baba Zaviyesi için Kuban, Erken Dönem Osmanlı Mimarisi karakterini en iyi yansıtan ve beyler tarafından yaptırılan zaviyelere ilişkin birçok hususu da açıklığa kavuşturan yapı olduğunu belirtmiştir. (Kuban, 2007: 85)[/dn] |
Bursa,
1424
Yeşil
Cami (İmareti) |
Bursa,
14. yy. sonu
Yıldırım
Bayezid Cami (İmareti) |
|
Kaynak: Acar,
2011: 160 |
Kaynak: Karakaya,
2007:
334 |
Kaynak: Kuran, 1968: 127 |
Kaynak: Acar, 2011: 140 |
Edirne,
1429
Beylerbeyi
İmareti[dn]Bu imaret hakkında detaylı bilgi için bkz.: Pehlivan, 2019.[/dn] |
Edirne, 1440-1441
Mezit Bey (Yeşilce) İmareti |
Çorum,
1282-1283
Mecitözü
Elvan Çelebi Zaviyesi |
Çorum,
1431
Osmancık
Koca Mehmed Paşa Cami |
|
Kaynak: Kuban,
2007: 119 |
Kaynak: Özer,
2004: 544 |
Kaynak: Eyice, 1969: Levha 14 |
Kaynak: Karakaya, 2019: 71 |
Edirne,
1427
Muradiye
Cami |
Edirne,
14. yy.
Yıldırım
Bayezid İmareti |
İstanbul,
1496-1497
Atik
Ali Paşa Cami[dn]Atik Ali Paşa Cami’yi Edirne 3 Şerefeli Cami’ye benzeten Eyice, bu yapının yanlarındaki kubbeli mekanların işlevi itibariyle zaviyeli yapılarla karıştırılmaması gerektiğini (Eyice, 1963: 54), Kuban ise tabhaneli cami uygulamasının bu yapıyla son bulduğunu (Kuban, 2007: 209) ifade etmişlerdir. Bu itibarla belirtilen hususa vurgu yapma adına yapı tabloda yer almaktadır.[/dn] |
İstanbul,
1463
Mahmut
Paşa Cami |
|
Kaynak: Kuban, 2007: 112 |
Kaynak: Kuran,
1964: Resim 16 |
Kaynak: Goodwin,
1971:
117 |
Kaynak: Kuran, 1968: 142 |
İstanbul,
1471-1472
Rum
Mehmet Paşa Cami |
İzmir,
1441
Tire
Yeşil (Yahşi Bey) İmaret |
Kastamonu,
1454
İsmail
Bey Cami |
Kırşehir,
13. yy.
Ahi
Evran Zaviyesi |
|
Kaynak: Acar, 2011: 469 |
Kaynak: Kalfazade, 2013: 496 |
Kaynak: Görür,
2019: 281 |
Kaynak: Yurdugüzel, 2022: 480 |
Konya,
1279
Sahip
Ata Hankâhı |
Kütahya,
1411
Yakup
Çelebi İmareti |
Malatya,
1566 Fethiye
Uzun Hasan İmareti
|
Manisa,
1418-1419
Ali
Bey İmareti |
|
Kaynak: Önge, 1984: 292 |
Kaynak: Bilecik,
2013: 279 |
Kaynak: Acar,
2011:
637 |
Kaynak: Acar,
2011:
289 |
Manisa,
1369
İshak
Çelebi Mevlevihanesi |
Muğla,
1396
Milas
Firuz Bey İmareti |
Sakarya,
15. yy.
Geyve
Elvan Bey İmareti |
Tekirdağ,
1498-1499
İnecik
Hüseyin İmareti |
|
Kaynak: Tanrıkorur, 2003: 2 |
Kaynak: Goodwin, 1971: 75 |
Kaynak: Acar, 2011: 488 |
Kaynak: Eyice,
1970:
Levha 14 |
Tokat,
13. yy - 14. yy.
Niksar
Çöreğibüyük Tekkesi |
Trabzon,
1514
Gülbahar
Hatun Büyük İmaret |
|
|
|
Kaynak: Eyice, 1963: 65 |
Kaynak: Acar, 2011: 601 |
|
|
5. ANADOLU’DAN ZAVİYE ÖRNEKLERİ
5.1. Bursa Hüdavendigar (I. Murad) Cami (1366-1385)
Resim 1. Bursa Hüdavendigar (I. Murad) Cami 3D çizim (Google Earth Pro)
5.2. Afyonkarahisar Gedik Ahmet Paşa Cami (1472)
Şehzade Mustafa ile Şehzade Cem’in lalalığı, Anadolu ve Rumeli Beylerbeyliği ve Kaptan-ı Deryalık yapan Gedik Ahmet Paşa tarafından yaptırılmıştır. Orta eksende ardışık sıralanan iki eş büyüklükte kubbesi ile zâviye plan tipini sürdüren cami, tabhanelerinin dışa dönük eyvanlara bağlanmasıyla Osmanlı mimarisinde farklı bir plan tasarımı görünümü vermektedir. Beş bölümlü son cemaat yeri dahil olmak üzere tüm birimleri kubbeyle örtülü yapının her iki tarafında bulunan (dışa açılan) eyvanın kuzey ve güneyine gelecek şekilde 2’şer adet tabhane yerleştirilmiştir. Orta sofa ile esas ibadet mekânı kemerle birbirinden ayrılmıştır. Ayaklarda kalem işi süslemeler, kemerleri destekleyen çift gergiler, burmalı-yivli bir minaresi, kündekâri tekniğinde ahşap kapı kanatları, son cemaat yeri giriş kapısı köşelerinde kum saati süslemeleri, baldaken şemalı bir de şadırvanı bulunan yapı son yıllarda ciddi onarımlar geçirmiştir (Goodwin, 1971: 138-139; Aslanapa, 2004: 103; Kuban, 2007: 193-194; Acun, 2019: 316).
Resim 2. Afyonkarahisar Gedik Ahmet Paşa Cami 3D çizim (Google Earth Pro)
5.3. Bursa Yıldırım Bayezid Camii/İmareti (14. yy. sonu)
Medrese, türbe, han, hamam, darüşşifa, mesken, mutfak ve ahırlardan oluşan, şehir dışında kent gelişimini sağlamak üzere bir tarikat merkezi olarak inşa edilen Osmanlının ilk külliyelerinden biridir. Küçük kubbelerle örtülü eyvanları, aynalı tonozlu tabhaneleri ve orta eksende ardışık sıralanan eş büyüklükte 2 kubbeli birimiyle merkezi planlı zâviye şeması hissedilir. Giriş bölümü hariç tek katlı yapının köşelerindeki odaların tavanları oldukça yüksektir. Yan eyvanlardaki ve esas ibadet mekanındaki kubbeye Türk üçgenleriyle, orta sofa kubbesine tromplarla, giriş revakında (son cemaat yerinde) ise geçiş pandantifle sağlanmıştır. Mermer payeler üzerinde, yanları ikişer ön tarafı 5 Bursa kemeriyle [dn]Diyarbakır Ulu Cami avlu revaklarında ve Konya Alaeddin Cami avlusundaki Kılıç Arslan Kümbeti’nin kapısında da kullanılan bu kemerler Osmanlı döneminde sıkça tercih edildiği için Bursa’ya mal edilmiş ve Bursa Kemeri denmiştir (Aslanapa, 2004: 28).[/dn] 2 kat yükselen son cemaat yeri, yapının en dikkat çeken yeri olup abidevidir. Mimarı bilinmeyen bütünüyle kesme taştan inşa edilen bu yapı, son cemaat yeri başta olmak üzere 1855 depreminden sonra yapılan onarımlar sonucunda oryantalist yorumla yeniden yapılmış olabileceği, dış mimari üslubunun net olmadığı, özellikle pencere biçim ve düzeninin yapıldığı yılla uyuşmadığı ifade edilmektedir (Goodwin, 1971: 47-50; Aslanapa, 2004: 26-32; Kuban, 2007: 92-93; Aslanapa, 2011: 226-227; Kuran, 2012: 293-294; Acun, 2019: 312).
Resim 3. Bursa Yıldırım Bayezid Camii/İmareti (14. yy. sonu) 3D çizim (Google Earth Pro)
5.4. Bursa Yeşil Cami / İmareti (1424)
İlk Osmanlı zâviyeleri arasında en dikkat çekeni ve oldukça kaliteli çini süslemeleriyle Yeşil Cami, aynı isimle anılan medrese, türbe, hamam ve imaretten müteşekkil külliyenin bir parçasıdır. Çelebi Sultan Mehmed, inşası takribi 10 yıl süren bu camiyi veziri Mimar Tokat Kazovalı Hacı İvaz Paşa’ya yaptırmış, ancak kemer ayaklarına bakıldığında ilk inşasında planlanan 5 bölümlü bir son cemaat yeri ile dış pencerelerinin süslemeleri yapılmadan cami Sultan II. Murat döneminde tamamlanabilmiştir. Bitirilememiş son cemaat yeri ve yoğun süslemeleri dışında genel şema Bursa Yıldırım Bayezid Zaviyesi’ne benzemektedir. Aydınlık açıklığı ile hemen altında havuzu bulunan orta sofa, esas ibadet mekânından üzengi kollarında mukarnas bulunan kemerle ayrılmıştır. Tamamında kesme taş ve mermer malzeme kullanılan yapıda oldukça ayrıntılı düzenlenmiş iki katlı bir giriş hacmi görülmektedir. Yoğun şekilde palmet, rumi ve geometrik bezemelerle süslü hünkâr mahfili olarak kullanılan bir üst kata sahip giriş hacminin her iki yanında ikisi büyük ikisi küçük birimler tonoz ile geriye kalan tüm kısımlar Türk üçgenleriyle geçişlerin sağlandığı kubbe ile örtülmüştür. Edirne Muradiye Camii mihrabıyla birlikte, bu yapının mihrabı Anadolu’da çini mozaik tekniğinde Türk sanatının geldiği seviyeyi göstermesi açısından önemlidir. Sultana, ayini yürütecek şeyhe ve diğer idarecilere özel locaların, abidevi mukarnaslı bir portalın, S-C ve helezonik kıvrımlarla taş süslemesinin, mozaik çinilere benzetilen levhalar halindeki çok renkli sır tekniği ile yapılmış çinilerin oluşu bu yapıyı özgün kılar. (Goodwin, 1971: 59-66; Yetkin, 1984: 63-64; Aslanapa, 2004: 42-49; Kuban, 2007: 96-106; Aslanapa, 2011: 228-230; Kuran, 2012: 295-297; Acun, 2019: 312)
Resim 4. Bursa Yeşil Cami / İmareti (1424) 3D çizim (Google Earth Pro)
5.5. Bursa Muradiye İmareti (1426)
Yaklaşık 10 metre çaplı orta eksende ardışık sıralı iki kubbesi ve yan birimlerdeki iki küçük kubbesiyle Sultan II. Murad adına yapılan ilk cami 1,5 yılda tamamlanmıştır. İki sıra taş bir sıra tuğlalı almaşık sistemli yapının duvarlarında moloz-taş kullanılmıştır. 1844 ve 1855 depremlerinde hasar görüp onarımlar geçirdiği bilinen yapının batıdaki minaresi 1904’te, minberi 1897’de barok etkisindeki mihrabı ise 18. yy.’da yapılmıştır. 4 ayak ve 2 sütun ile taşınan 5 bölmeli son cemaat yerinin yanlardaki bölmeleri çapraz tonozlu, ortadaki 3 bölme ise kubbelidir, ayrıca son cemaat yerinin cephe yüzeyleri oldukça zengin çini ve tuğla süslemelidir. Sonradan yapıldığı düşünülen son cemaat yerinin ortasındaki kubbe ile yapının iki büyük kubbesine geçişler çok zengin mukarnaslarla sağlanmıştır. Orta sofadan esas ibadet mekanına geçişin basamaklarla sağlandığı harim duvarları çini panolarla süslenmiş olup mihrap duvarında yer alan çiniler ise daha çok 18. yy. barok uygulamalarını anımsatmaktadır (Goodwin, 1971: 73; Aslanapa, 2004: 56-59; Kuban, 2007: 114-115).
Resim 5. Bursa Muradiye İmareti (1426) 3D çizim (Google Earth Pro)
5.6. Edirne Muradiye Cami (1427)
Cami, tekke, imaret ve hazireden oluşan bir külliyedir. Esas ibadet mekânı, orta sofa, orta sofaya birer kemerle açılan tabhaneleriyle oldukça sade bir zâviye görünümündedir. Orta sofayı ve esas ibadet mekanını örten kubbelere prizmatik Türk üçgen kuşağıyla geçilmektedir. Aydınlık feneri bulunan orta sofanın kuzeyinde girişin batısındaki merdivenle çıkılan bir mahfil bulunmaktadır. Yapının 5 bölümlü oldukça yüksek, ortası kubbeli yanları tonozla örtülü bir son cemaat yeri vardır. Çini mozaik tekniği ile süslenmiş ve renkli sır uygulanmış Türkiye’deki en büyük mihrap 5 kenarlı niş şeklindedir ve mukarnaslı bir kavsaraya sahiptir. Caminin dikkat çeken özelliklerinden biri de orta sofa duvarlarında ve kubbesindeki manzara konulu kalem işi süslemelerdir (Aslanapa, 2004: 60-63; Kuban, 2007: 111-114; Aslanapa, 2011: 232-233; Acun, 2019: 313).
Resim 6. Edirne Muradiye Cami (1427) 3D çizim (Google Earth Pro)
5.7. İstanbul Rum Mehmet Paşa Cami (1471-1472)
Cami, imaret ve medreseden müteşekkil yapının Tire Yeşil İmaret ve Edirne Beylerbeyi İmareti’ne benzer şekilde esas ibadet mekânı köşeleri (tromplu) yarım kubbeyle örtülüdür. Yanlarda 2’şer tabhanesi bulunan caminin 5 bölümlü son cemaat yeri 5 kubbeli’dir. Yapının bütün yükünü taşıyan büyük bir kemerin kullanılması ve dalgalandırılmış dairesel kasnak Batılılaşma dönemini yansıtan özelliklerdir. Almaşık duvar sisteminin görüldüğü yapının mihrap kısmındaki yarım kubbe uygulaması, merkezi plana geçiş öncesinde önemli bir adım olarak değerlendirilmektedir (Goodwin, 1971: 114-115; Aslanapa, 2004: 117-119; Kuban, 2007: 192-193; Acun, 2019: 317).
Resim 7. İstanbul Rum Mehmet Paşa Cami (1471-1472) 3D çizim (Google Earth Pro)
Anadolu’da farklı şehirlerde zâviyeler inşa edilirken Balkan coğrafyasında da Anadolu zâviyelerine benzer şekilde yapılar inşa edilmiştir. Balkanlarda inşa edilen zâviye planlı yapılara örnek olarak Filibe Şehabüddin Paşa İmareti (1444), Üsküp Yahya Bey Camii (1503-1504), Selanik Alaca İshak Bey (İshakiye) Camii (1484), Üsküp İsa Bey Camii (1475-1476), Üsküp Alaca İshak Bey Camii (1475-1476) ve Saraybosna Gazi Hüsrev Camii (1531) verilebilir.
Özellikle Osmanlı Devleti’nin kuruluşundan sonra inşa edilen zâviyeler arasında plan açısından benzerlikler dikkati çeker. Erken Osmanlı mimarisinin karakterini en iyi yansıtan yapılardan biri Bursa Yenişehir Postinpuş Baba Seyyid Mehmed Zaviyesi’ne (14. yy.) plan özelliği itibariyle Amasya Yakup Paşa Pir İlyas Tekkesi (1413) ve Edirne Mezit Bey Yeşilce İmareti (1440-1441) benzemektedir. Yine genel anlamda plan bütünlüğü açısından Bilecik Orhan Gazi İmareti’ne (14. yy.), İznik Orhangazi İmareti (1331), Amasya Hızır Paşa İmareti (1465), Manisa Ali Bey İmareti (1418-1419), Bursa İnegöl İshak Paşa Camii (1468), Bursa Ebu İshak Zaviyesi (14. yy.), Bursa Timurtaş Paşa Zaviyesi (14. yy.) ve Balıkesir Yıldırım İmareti (15. yy.) benzemektedir.
Bulunduğu şehrin adına göre alfabetik olarak sıralanmış, planları, inşa tarihleri ve isimleri belirtilmiş Tablo 2’deki örneklerden, Şekil 1’den ve yukarıdaki açıklamalardan anlaşılacağı üzere zâviyeler; yanlarında tabhaneleri, bir tür avlu görevi gören orta sofası ve esas ibadet mekânı ile belli bir şemaya kavuşmuş, Anadolu’nun Türkleşmesinde, yerleşik hayata geçilmesinde ve Osmanlı Devleti’nin kuruluşunda önemli rol oynamış, ancak 16. yy. itibariyle de ilk kurulduğu dönemdeki işlevini yitirmesi ve medreselerin artması nedeniyle bütünüyle camiye dönüşmüş; sosyal, dini, ekonomik vb., kısacası çok işlevli[dn]Çok işlevli ile kastedilen; esas ibadet mekânında yapılan ibadetler, orta sofada yapılan ritüeller ve toplantılar, tabhanelerde gelen-geçene 3 güne kadar barınma ve ücretsiz yemek imkânı sunulmasıdır (Budak, 2016: 33).[/dn] yapılardır.
Çok farklı isimlerle anılan zâviyeler üzerine yapılan çalışmalar bakış açılarına göre bu yapıları uygun gördükleri bir terim ile zikretmeyi tercih etmişlerdir. Bursa’da yoğun olduğu için Bursa tipi, görünümü nedeniyle ters T (┴) planlı, dini, eğitim ve sosyal yönü olması nedeniyle çok işlevli, yandaki tabhanelerinden ötürü kanatlı vb. değişik isimlerle zikredilmişlerdir. Bu çalışma, işlevsel özelliklerinden ziyade plan görünümünü dikkate alarak zâviyeleri ters T (┴) planlı yapılar adı altında incelemenin daha uygun olacağını varsaymaktadır.
2013 yılında yapılan bir araştırma, büyük çoğunluğu Marmara ve Ege Bölgesinde olmak üzere Anadolu’da günümüze gelebilen tabhaneli cami sayısının 64 olduğunu, bu yapıların çoğunluğunun cami, bir kısmının ise farklı amaçlarla (müze, kütüphane, depo, aşevi) kullanıldığını belirtmektedir (Acar, 2013: 320) . Bu çalışmada, öncelikle zâviyelerin anlamı, akabinde tarihi ve sosyal arka planı, sonra ise mimari açıdan (plan tipolojileriyle) Anadolu Türk İslam mimarisindeki yeri ve önemi vurgulanmaya çalışılmıştır.
6. OKUYUCULARA ÖNERİLER
Bu kısım zâviyeler hakkında (örneğin turist rehberlerine ve bu yapıları gezmek isteyenlere yönelik) öneri niteliğinde birkaç pratik bilgiyi ve derinlemesine bilgi sahibi olmak isteyenler için okuma önerilerini içermektedir. Bu itibarla; zâviyeler ziyaret edilmeden önce aşağıdaki sorulara yanıt verilmesi yapıyı anlama açısından önem arz etmektedir:
❓Zaviyelerin Anadolu’da müesseseleşmesinde etkili olan şeyler nelerdir?
❓Bu müesseseleşme sürecinde Ahi teşkilatının rolü nedir?
❓Ahi teşkilatının yapısı, tarikatlarla bağlantıları ve ritüelleri nelerdir?
❓Zaviye ve cami arasındaki mimari farklılıklar nelerdir?
❓Bir yapının zâviye olup olmadığı nasıl anlaşılır?
❓Zaviye sözcüğü yerine hangi sözcükler kullanılabilir?
❓Osmanlı dönemi ve öncesi zâviyelerinin plan tipolojisi açısından farklılıkları nelerdir?
Bir Bir yapının zâviye olup olmadığını anlamada yapının sadece adını dikkate almak yanıltıcı olabilir. Örneğin yapının adında zâviye dışında “camii”, “imaret” vb. bir sözcük kullanılmış olabilir, bu durum o yapının zâviye olmadığını göstermez. Bir yapının zâviye olup olmadığını anlamanın yollarından birisi inşa edildiği dönemdeki işlevini bilmek, diğeri ise plan şemasına bakmaktır. Bu itibarla Şekil 1’deki şematik çizim okuyucuya yardımcı olacaktır. Bir zâviye yapısına girildiğinde öncelikle (kiliselerde narteks bölümüne denk gelen) (varsa) son cemaat yeri görülür. Bu kısım genellikle kubbe veya tonozlarla örtülü olup yapıya ilk girişin sağlandığı çok bölmeli birimlerdir. Son cemaat yerinden içeriye girildikten sonra orta sofaya ve daha ileride esas ibadet mekanına doğru mihrap doğrultusunda ilerlendiğinde (camilerde bulunmayan) yapının her iki yanında yer alan oda veya küçük odalar şeklinde hücreler ve/veya eyvanlar bulunmaktadır. Bu yan birimlerin (hücre veya eyvan) sayısı değişmekle birlikte bu birimlere geçişler genellikle orta sofadan sağlanmaktadır. Ayrıca yine camilerde karşılaşmadığımız bir diğer husus orta sofanın ve esas ibadet mekanının zemini arasındaki yükselti nedeniyle esas ibadet mekanına geçişi sağlayan basamakların bulunması ve bu iki birim arasında büyük kemerlerin kullanılmasıdır. Bu bölümde son olarak zâviye hakkında daha detaylı bilgi edinmek isteyen okurlar için aşağıda okuma önerileri listelenmiştir.
Okuma
Önerisi
Barkan,
Ö. L. (1942). Osmanlı İmparatorluğunda Bir İskân ve Kolonizasyon Metodu Olarak
Vakıflar ve Temlikler I: İstilâ Devirlerinin Kolonizatör Türk Dervişleri ve
Zâviyeler. Vakıflar Dergisi, 2, 279–353.
Budak,
A. (2016). İmaret Kavramı Üzerinden Erken Osmanlı Ters T Planlı Zaviyeleri ile
Aşhanelerin İlişkisi: Osmanlı Aşhanelerinin Kökenine Dair Düşünceler. Metu
Journal of the Faculty of Architecture, 33(1), 21–36.
Doğan,
A.I. (1977). Osmanlı Mimarisinde Tarikat Yapıları, Tekkeler, Zaviyeler ve
Benzer Nitelikteki Futuvvet Yapıları. İstanbul: İTÜ Mimarlık Mühendislik
Fakültesi Yayınları
Erdoğru,
M. A. (2000). Anadolu’da Ahiler ve Ahi Zaviyeleri. Türk Dünyası İncelemeleri
Dergisi, 4, 37–55.
Eyice,
S. (1963). İlk Osmanlı Devrinin Dini ve İçtimai Bir Müessesesi Zaviyeler ve
Zaviyeli Camiler. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Mecmuası,
23(1–2), 1–80.
Kafescioğlu,
Ç. (2020). Lives and Afterlives of an Urban Institution and Its Spaces: The
Early Ottoman ʿİmāret as Mosque. In T. Krstić & D. Terzioğlu (Eds.),
Historicizing Sunni Islam in the Ottoman Empire, c. 1450-c. 1750 (pp. 255–307).
Brill.
Kuban,
D. (2007). Osmanlı Mimarisi. İstanbul: Yem Yayın.
Kuban,
D. (2008). Selçuklu Çağında Anadolu. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.
Ocak,
A. Y. (1978). "Zaviyeler: Dini, Sosyal ve Kültürel Tarih Açısından Bir
Deneme". Vakıflar Dergisi, 12: 247–270.
Savaş,
S. (1999). Zâviyelerin Türk Kültürünün Gelişmesindeki Rolü. G. Eren (Ed.),
Osmanlı (Cilt 9) içinde (pp. 72–78). Ankara: Yeni Türkiye Yayınları.
Tanman,
M. B. (2002). Osmanlı Mimarisinde Tarikat Yapıları Tekkeler. Türkler, C.12,
149–161.
Wolper, E. S. (2003). Cities and Saints: Sufism and the Transformation of Urban Space in Medieval Anatolia. The Pennsylvania State University Press, Pennsylvania.
KAYNAKÇA
Acar, T. (2011). Anadolu Türk Mimarisinde Tabhaneli
Camiler. Ege Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yayınlanmamış Doktora
Tezi.
Acar, T. (2013).
Tabhaneli Camilerin Tipolojisi Üzerine Bir Deneme. SDÜ Fen Edebiyat
Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi, 28, 303–326.
Acun, H. (2019). Erken
Dönem Osmanlı Mimarisi. In A. Dündar (Ed.), Türk İslam Sanatları Tarihi El
Kitabı. Grafiker Yayınları.
Aladağ, İ. (2018).
Anadolu Selçukluları ve Beyli̇kler Devri̇nde Di̇ni̇ Yapıların Toplum Hayatına
Etki̇leri̇. Akademik Matbuat, 2(2), 1–18.
Altınsapan, E. (2004).
Osmanlı Di̇ni̇ Mi̇mari̇si̇nde Farklı Adlar İle Tanınan Çok İşlevli̇ Yapılar
Hakkında Bi̇r Değerlendi̇rme. Anadolu Üniversitesi Edebiyat Fakültesi
Dergisi, c(1–2), 15–28.
Aslanapa, O. (1965).
İznik’te Sultan Orhan İmaret Camii Kazısı. Sanat Tarihi Yıllığı, 1,
16–38.
Aslanapa, O. (2004). Osmanlı
Devri Mimarisi. İnkılap Kitabevi.
Aslanapa, O. (2011). Türk
Sanatı. Remzi Kitabevi.
Ayverdi, E. H. (1966). Osmanlı
Mimarisinin İlk Devri: Ertuğrul, Osman, Orhan Gaziler Hüdavendigar ve Yıldırım
Bayezid 630-805 (1230-1402). İstanbul Fetih Cemiyeti.
Barkan, Ö. L. (1942).
Osmanlı İmparatorluğunda Bir İskân ve Kolonizasyon Metodu Olarak Vakıflar ve
Temlikler I: İstilâ Devirlerinin Kolonizatör Türk Dervişleri ve Zâviyeler. Vakıflar
Dergisi, 2, 279–353.
Bilecik, G. (2013). Yâkub
Çelebi Külliyesi. Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, C.43,
279–280.
Budak, A. (2016). İmaret
Kavramı Üzerinden Erken Osmanlı Ters T Planlı Zaviyeleri İle Aşhanelerin
İlişkisi: Osmanlı Aşhanelerinin Kökenine Dair Düşünceler. Metu Journal of
the Faculty of Architecture, 33(1), 21–36.
Çağatay, N. (1952).
Fütüvvet-Âhi Müessesesinin Menşei Meselesi. Ankara Üniversitesi İlahiyat
Fakültesi Dergisi, 1(2–3), 61–84.
Çetintaş, S. (1952). Türk
Mimari Anıtları Osmanlı Devri Bursa’da Murad I ve Bayezid I Binaları. Milli
Eğitim Basımevi.
Erdoğru, M. A. (2000).
Anadolu’da Ahiler ve Ahi Zaviyeleri. Türk Dünyası İncelemeleri Dergisi, 4,
37–55.
Eyice, S. (1963). İlk
Osmanlı Devrinin Dini ve İçtimai Bir Müessesesi Zaviyeler ve Zaviyeli Camiler. İstanbul
Üniversitesi İktisat Fakültesi Mecmuası, 23(1–2), 1–80.
Eyice, S. (1969).
Çorum’un Mecidözü’nde Âşık Paşa-oğlu Elvan Çelebi Zaviyesi. Journal of
Turkology, 15, 211–246.
Eyice, S. (1970). Trakya
İnecik’te Bir Tabhaneli Cami. İstanbul Üni̇versi̇tesi̇ Edebi̇yat Fakültesi̇
Tarih Enstitüsü Dergisi, 1, 171–196.
Eyice, S. (1971).
Anadoluda Orta Asya Sanat Geleneklerinin Temsilcisi Olan Bir Eser: Boyalıköy
Hanıkahı. Journal of Turkology, 16, 39–56.
Gölpınarlı, A. (1985). 100
Soruda Tasavvuf. Gerçek Yayınevi.
Goodwin, G. (1971). A
History of Ottoman Architecture. The Johns Hopkins Press.
Görür, M. (2019).
Beylikler Dönemi Mimarisi. In A. Dündar (Ed.), Türk İslam Sanatları Tarihi
El Kitabı (pp. 269–296). Grafiker Yayınları.
Hasol, D. (1979). Ansiklopedik
Mimarlık Sözlüğü. Yapı Endüstri Merkezi Yayınları.
Kafescioğlu, Ç. (2020).
Lives and Afterlives of an Urban Institution and Its Spaces: The Early Ottoman
ʿİmāret as Mosque. In T. Krstić & D. Terzioğlu (Eds.), Historicizing
Sunni Islam in the Ottoman Empire, c. 1450-c. 1750 (pp. 255–307). Brill.
Kalfazade, S. (2013).
Yeşilimaret Camii. Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, C.43,
496–498.
Kara, M. (2008). Tekke
Eğitimi ve Literatürü. Türkiye Araştırmaları Literatür Dergisi, 6(12),
107–138.
Karaçağ, A. (2010).
Amasya Yakub Paşa Zaviyesi. Akdeniz Sanat, 3(6), 101–126.
Karakaya, E. (2007).
Posti̇npûş Baba Zâvi̇yesi̇. Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, C.34,
334–335.
Karakaya, E. (2019). Koca
Mehmed Paşa Camii ve Külliyesi. Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi,
C.EK-2, 71–73.
Karakaya, E., &
Çobanoğlu, A. V. (2000). İshak Paşa Külliyesi. Türkiye Diyanet Vakfı İslam
Ansiklopedisi, C.22, 541–542.
Kuban, D. (2007). Osmanlı
Mimarisi. Yem Yayın.
Kuban, D. (2008). Selçuklu
Çağında Anadolu. Yapı Kredi Yayınları.
Kuran, A. (1964). The
Mosque of Yıldırım in Edirne. Belleten, 28(111), 429–438.
Kuran, A. (1968). The
Mosque in Early Ottoman Architecture. Center for Middle Eastern Studies.
Kuran, A. (2012). Selçuklular’dan
Cumhuriyet’e Türkiye’de Mimarlık. Türkiye İş Bankası Yayınları.
Neftçi, A. (2006). Vakıf
Mimari Mirasımız (Vakıf Medeniyet Yılı Özel Sayı). Vakıflar Dergisi, Özel
Sayı, 30–37.
Ocak, A. Y. (1978).
Zaviyeler: Dini, Sosyal ve Kültürel Tarih Açısından Bir Deneme. Vakıflar
Dergisi, 12, 247–270.
Ocak, A. Y., &
Faroqi, S. (1986). Zaviye. In İslam Ansiklopedisi: Vol. C.13. Milli
Eğitim Basımevi.
Önge, Y. (1984). Konya
Sahip Ata Hankahı. In Suut Kemal Yetkin’e Armağan (pp. 281–292).
Hacettepe Üniversitesi.
Örs, Y. (2019). Osmanlı
Mi̇mari̇si̇nde Tabhane Mekânı ve Yapılarının Tari̇hsel Geli̇şi̇m Süreci̇:
Fati̇h Külli̇yesi̇ Tabhanesi̇ Örneği̇nde Koruma Sorunları ve Restorasyonu
Üzeri̇ne Bi̇r Değerlendi̇rme. Yıldız Teknik Üniversitesi.
Özer, C. (2004). Mezid
Bey Camii. Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, C.29,
543–544.
Pakalın, M. Z. (1993). Osmanlı
Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü 3. Milli Eğitim Basımevi.
Pehlivan, G. F. (2019).
Edirne Beylerbeyi Camii’nin Mimari Açıdan İncelenmesi. ATA Planlama ve
Tasarım Dergisi, 3(2), 111–120.
Savaş, S. (1999).
Zâviyelerin Türk Kültürünün Gelişmesindeki Rolü. In G. Eren (Ed.), Osmanlı
(Cilt 9) (pp. 72–78). Yeni Türkiye Yayınları.
Sözen, M., & Tanyeli,
U. (2007). Sanat Kavram ve Terimleri Sözlüğü. Remzi Kitabevi.
Tanman, M. B. (1988).
Sinan’ın Mimarisi Tekkeler. In Mimarbaşı Koca Sinan: Yaşadığı Çağ ve
Eserleri, 1. Vakıflar Genel Müdürlüğü.
Tanman, M. B. (1997).
Hankâh. Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, C.16, 43–46.
Tanman, M. B. (2002).
Osmanlı Mimarisinde Tarikat Yapıları Tekkeler. Türkler, C.12,
149–161.
Tanman, M. B. (2013).
Yâkub Paşa Tekkesi. Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, C.43,
285–286.
Tanman, M. B. (2015).
İstanbul Tekkeleri. Antik Çağ’dan XXI. Yüzyıla Büyük İstanbul Tarihi, C.48,
410–427.
Tanman, M. N., &
Parlak, S. (2011). Tekke. Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, C.40,
370–379.
Tanrıkorur, Ş. B. (2003).
Mani̇sa Mevlevîhânesi̇. Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, C.28,
1–3.
Ülgen, A. S. (n.d.). İznik
Nilüfer Hatun İmareti Plan Çizimi. Salt Araştırma.
https://archives.saltresearch.org/handle/123456789/73499
Wolper, E. S. (2003). Cities
and Saints: Sufism and the Transformation of Urban Space in Medieval Anatolia.
The Pennsylvania State University Press.
Yavuzarslan, P. (2010). Kamus-ı
Türkî Şemseddin Sami. Türk Dil Kurumu Yayınları.
Yetkin, S. K. (1984). İslam
Ülkelerinde Sanat. Cem Yayınevi.
Yiğit, İ. (2013). XVI.
Yüzyıl Türkiyesi’nde Ahi Adlı Zaviyelerin Dağılışı. Journal of Turkish
Studies, 8(5), 959–973.
Yurdugüzel, O. T. (2022). Kırşehir Ahi Evran Zaviyesi’nin Değişim Sürecinin Kent Kimliği Kapsamında Değerlendirilmesi. Gümüşhane Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 13(2), 475–487.
Atıf için: Uzun, S. (2022). Zâviyeler. İçinde Ö. Zorlu, A. Acun Köksalanlar, & H. Akyurt Kurnaz (Ed.), Turist Rehberleri ve Rehber Adayları için Anadolu’da Türk İslam Dönemi Mimari Yapılar (ss. 437–462). Çanakkale: Paradigma Akademi.